BOĞLAN-DER'DEN “GENÇLİĞİN ANLAM ARAYIŞINDA ANNE VE BABA'NIN ÖNEMİ” SEMİNERİ

Solhan Boğlan-Der’in düzenlediği “Gençliğin Anlam Arayışında Anne ve Babanın Önemi” seminerine konuşmacı olarak Müftü Muharrem Dutar ile Öğretim Görevlisi Mahsum Avcı’nın katılımlarıyla gerçekleşti.
04 Kasım 2019 12:22

Solhan Boğlan Kültür Sanat ve Yardımlaşma Derneği (Boğlan-Der)  tarafından düzenlenen “Gençliğin Anlam Arayışında Anne ve Babanın Önemi”  seminerine konuşmacı olarak Solhan İlçe Müftüsü Muharrem Dutar ile Bingöl Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mahsum Avcı katıldı.

Kültür Merkezinde düzenlenen seminerin açılış konuşmasını Boğlan-Der Başkan Yardımcısı Mehmet Baysal Yaptı. Baysal konuşmasında, “Dernek olarak özlemini duyduğumuz, geçmişe sürekli atıfta bulunduğumuz, komşuluk ilişkileri, akrabalık ilişkileri ve dostane ilişkileri özlemle ararken bunların yaşatılması ve geleceğe aktarılması için üzerimize düşen her neyse biz hep beraber ilk önce Boğlan Mahallesi sonra tüm Solhan olarak yaşatma ve aktarma adına bir takım çalışmalarda bulunduk. Boğlan-Der olarak ta daha önce yapmış olduğumuz faaliyetlerin bir kısmı maddi yardım, ihtiyaç sahiplerine gereken ihtiyaç temini ve birkaç öğrencimize burs. Biz bunları daha aktif hale, daha başarılı bir şekilde devam ettirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Gençliğimize ve toplumumuza bunu borç olarak biliyor, öncelikle atalarımızdan miras olarak aldığımız komşuluk ilişkileri, akrabalık ilişkileri ve insani ilişkiler noktasında geleceğe ne aktarabiliriz, ne verebiliriz. Bu konuda istişarelerde bulunduktan sonra ilk önce gençliğimizi kurtarmak, gençliğimize yönelik maddi ve manevi desteği sunma adına anne ve babalara, öğretmenlere ve gençlere yönelik olmak üzere temelde 3 tane seminer dizisi gerçekleştireceğiz. Bunların birincisi anne ve babaya, birazda insan doğasına uygun olmasını istedik. İnsanın ilk muhatap olduğu kişi anne ve babasıdır. İkincisi öğretmeni, üçüncüsü ise bireyin kendisidir. Biz bu bağlamda ilk önce anne-baba semineri gerçekleştirmeyi uygun gördük.  Bu akşam aramızda olamayıp şehir dışında olan Sayın Belediye Başkanımız Abdulhakim Yıldız’ın, İlçe Müftümüz Muharrem Dutar hocamızın ve bu konuda araştırmaları olan, saha çalışmaları olan aynı zamanda Solhanlı olan Bingöl Üniversitesinden Öğretim Görevlisi Mahsum Avcı hocamızın destekleri büyüktür, kendilerine çok teşekkür ederek şükranlarımızı sunuyoruz. Boğlan-Der olarak öncelikle nihai hedefimiz Solhan’daki toplumsal sorunlar, maddi sorunlar bir şekilde bertaraf ediliyor ama manevi sorunlar kalıcı olmakla beraber geleceğe ciddi anlamda zararlar verebiliyor. Sorunlara tamamıyla eğilemesekte en azından en azından karınca kararınca gücümüz yettiğince bu sorunlara değineceğiz. Sizlerin bu akşam burada olması bizleri ziyadesiyle memnun etmiştir. Hepinize teşekkür ediyor saygılarımı sunuyorum.” İfadelerini kullandı.

 Gençliğin anlam arayışında anne- babanın rolü konusu günümüz modern yaşantımızda en önemli konulardan biri olduğunu belirten İlçe Müftüsü Muharrem Dutar,”Bugün insanlık bir çıkmaza sürüklenmiş durumda. Özellikle gençlerimiz ruhunu doyuracak, zihnindeki sorulara ve kalbindeki sorunlara kalıcı ve etkili bir çözüm arıyor. Çözümü anne ve babanın şefkatli kollarında arıyor. Ama olmuyor. Çözümü arkadaş çevresinde arıyor yetmiyor. Çözümü medyada özellikle sosyal medyada arıyor. Fakat arkadaş çevresi, sosyal medya yanlış yollara, farklı fraksiyonlara, akımlara çıkmaz sokaklara itiyor gençliğimizi. İşte bu çözüm bize göre dindedir.  Çünkü Din insan için, insan hayatına anlam kazandırmak için vardır. İnsan, kendi varlığının farkına vardığı anda yaratılmış bir varlık olduğunun da farkına varmış oluyor. Her şeyi yaratan bir Yaratıcının var olduğuna inanmak, insanı boşluk, anlamsızlık duygusundan kurtarıyor. Allah’ın bağışlayıcı, affedici olduğunu bilmek, insanı günahkârlık ve suçluluk duygusundan kurtarıyor. O’nun yakın olduğunu bilmek, insana ciddi anlamda pozitif enerji yüklüyor. Öldükten sonra tekrar dirileceğine inanmak, insanı “anlamsız bir yokluk” psikolojisinden koruyor; bu hayata sımsıkı sarılmaya, olumsuzluklar karşısında direnme gücü bulmaya imkan sağlıyor. Öyleyse insan anlamı, öncelikle “insan” gerçeğinde aramak durumundadır.  “Kendini bilen, Rabbini bilir”.  Hz. Peygamber (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar. Sonra onu Anne-babası Yahudileştirir, hıristiyanlaştırır, mecusileştiririr.”( Buhârî, Cenâiz 92.) Bu hadisteki temel mesaj, İslâm fıtratı üzere doğan yavruları batıl inançların, menfi ideolojilerin yahut sefahat odaklarının eline düşmekten koruma konusunda anne babaya düşen büyük görevi ve sorumluluğu ihtar etmektir.

Her insan yaratılış itibariyle lekesiz, tertemiz, iman ve İslâm'a en müsait bir hüviyette doğar.  Lakin insanın başta ailesi olmak üzere çevresi ve bulunduğu muhit o temiz ve lekesiz fıtratı şekillendirmeye başlar. Yani insanın ilk fıtratı yazılmaya müsait bembeyaz bir kağıt gibidir. Her insanın doğuştan gelen elbette belli bir programı belli bir kabiliyeti belli bir potansiyel yeteneği vardır. Bu kuvve ve potansiyel hâlinde bulunan yeteneklerin ilim, eğitim ve terbiye gibi şeyler ile inkişaf ettirilmesi gerekiyor.

Kur’an’ın en temel amacı, insanın kendi varlığının farkında olmasını sağlayarak, onun insanca yaşamasına, hayatın anlamını yakalamasına, kendini gerçekleştirmesine katkı sağlamaktır. Kur’an, insan için vardır. Kur’an’ı anlayacak, oradaki kurucu ilkelerden hareketle din anlayışını kuracak olan insandır. İnsan bir sınavla, iyiyi, güzeli doğruyu gerçekleştirme sınavı ile karşı karşıyadır. Bu sınavda öne çıkan kavramlardan birisi de, daha çok “Allah’a kulluk etmek” olarak anlaşılan ve üzerinde fazla düşünülmeyen “ubudiyet”tir. Allah Kur’an’ı, insanların Allah’tan başkasına kulluk etmemesi için göndermiştir. (Bk. Hud, 11/2). Nitekim Zariyat suresinin 56. ayetinde “Ben cinleri/görünmez varlıkları ve insanları yalnızca (Beni tanımaları ve) Bana kulluk etmeleri için yarattım” buyrulmaktadır. 
Bir varlık olarak insanı diğer canlılardan ayıran en temel özellik düşünme yeteneğidir. İnsanın anne karnında oluşması safhasında potansiyel olarak sahip olduğu düşünme yeteneği çocukluk döneminde aktif olarak kendini ortaya koyar. Bireyin yaşam süreci içerisinde en önemli dönem sayılabilecek olan gençlik döneminde ise düşünme her boyutuyla kendini gösterir. Zira genç bireyin düşünme eksenli ortaya koyduğu sorgulama ile bir anlam arayışı serüvenine başladığını ifade etmek yanlış olmaz.”dedi.

Anne ile çocuğun ilişkisi hakkında konuşma yapan Bingöl Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mahsum Avcı,”Anne ile çocuğun ilişkisini belirleyen temel yapı ayna nöronlardır. Anne depresif, gergin, öfkeli, kaygılı ya da soğuk bir yüz ifadesi ile bebeğe bakar ise bu durum ayna nöronlar vasıtasıyla zaman bebeğin yüz ifadesi olmaya başlar. 

Anne bebeğe gülümsediğinde ve doğal seyri içinde bebek de anneye gülümser böylece anne ile bebek arasında güvenli bir bağlanma meydana gelir. Bu bebeğin mutlu, huzurlu, çevreye açık, algıları açık, beyin gelişiminin daha hızlı geliştiği bir aşamaya geçmesini sağlar. 

Devam eden yaş dönemlerinde bebek büyüdüğünde (okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite yaşına gelindiğinde) annesinden aldığı bu güvenle; yaşama daha olumlu bakabilme, daha etkin kararlar alabilme, hayır diyebilme, kendi mahremiyetinin koruyabilme, beden güvenliğine daha fazla dikkat edebilme, kendisine ve bedenine zarar vermeden kendisini etkin bir şekilde ifade edebilme, aile yaşadığı çatışmaları çözümleyen ve problem çözme becerisi yüksek olan birey haline gelecektir. 
Fakat anne bebek arasında bağlanma güvenli değil ise yani ayna nöronlar etkin değil ise onay almayan, eğitim hayatında başarı sağlayamayan, kendisine ve ötekine zarar verici davranışlar sergileyen, yalan söyleyen, altını ıslatan(tıbbi bir problem yok ise),parmak emmen (emzirme dönemi sağlıklı geçmediğinde), tırnak yiyen, duygusal ve davranışsal bağımlılıklar geliştiren bir birey meydana gelir. Örneğin, bir yetişkinin yaşadığı duygusal bir ilişkide sorun yaşaması, bu ilişkiye bağlılık geliştirmesi gerekirken bağımlılık geliştiriyor ve ya ‘benim ya da toprağın olacaksın’ paradoksu gelişmeye başlayacaktır. Bu temel bozulma bebeklik döneminde anne ve bebek arasında yaşanan olumsuz ilişkiden kaynaklanmaktadır. 

Hatta ilkokul döneminde çocuğun teknoloji bağımlısı olması, ergenlik döneminde anne-baba ergen arasında yaşanan çatışmaların çözümsüz kalması, ergenin evden kaçması, evlilik döneminde eşler arasında yaşanan iletişim çatışmaları, eşlerim birbirine bağımlı olmasından da yine anne bebek arasındaki olumsuz geri bildirimden kaynaklandığı görülmektedir.

Öte yandan mutlu ve sorumluluklarını bilen çocuklar yetiştirebilmemiz için; çocuklarımızın ruh sağlığını da önemsememiz gerekmektedir. Özellikle çocuğumuza mahremiyetini, beden güvenliğini nasıl sağlayacağını öğretmemiz gerekmektedir. Mahrem bölgelerini, mahrem alanları bilmeyen bir çocuk her türlü ihmal ve istismara maruz kalma riski vardır. Bu durum da çocuğun ruh sağlığını bozmaktadır.”ifadelerini kullandı.

Konuşmalarında ardından program sona erdi.
 

HABERİN RESİMLERİ
BİNGÖL GÜNDEM

BİNGÖL GÜNDEM SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...